Sevgili bahtsız bedeviler, bezgin Bekir’ler ve yılgınlar,
Bu yazı size ama daha çok da kendime. Hoşgeldiniz, keyifli okumalar diliyorum.
İnsan hayatı pürüzsüz, dümdüz ilerliyor mu herhangi biri için? Elbette hayır. Herkesin aşmak zorunda olduğu engeller, halletmesi gereken pürüzler, çıkıntılık yapan kişi ve kurumlar olmuştur hayatının bir döneminde.
Toz pembe, kolay, rahat, zevk ve neşe dolu bir hayat hayali zaten kurmayız, kuramayız Güneş-Satürn kişileri olarak. Doğduğumuzda yapılmış bulunan ayarlarımız gereği bu bize mümkün gelmez. Oysa ballı bir Venüs-Jüpiter kişisi için bunlar pek karamsarca, iç bayıcı, asla inanılmaması gereken düşüncelerdir. “Enerji emen insanlardan uzak durun” diyerek kaçmaları ve herkese bizi kötülemeleri pek olasıdır.
Haklılar mı? Kendilerine göre öyledirler. Herkes kendi illüzyon ayarlarıyla bu hayata gelir ve dünyayı o ayarlara göre algılar. Onlar doğru, biz yanlışız veya tam tersi diye bir şey yoktur. Fazla karamsarlığın da, fazla iyimserliğin de sakıncalarının olabileceği gerçeğini unutmadan, herkes kendisi için iyi bir orta yol bulmalı ve iyi bir yaşam sürmeye gayret etmelidir.
***
Güneş-Satürn bağlantılarını anlamak için, önce neleri sembolize ettiklerini hatırlayalım. Güneş, egomuzu sembolize eder. Bilinçli olarak yapmak istediklerimiz, Güneş burcumuzun doğasıyla şekillenir. Örneğin Güneş İkizler olduğunda kişinin ömür boyu istekli olacağı ve bırakmayacağı şeyler merak etmek, bilgi edinmek, bu bilgileri yaymak ve paylaşmak; yazarak, konuşarak sürekli iletişim halinde olmak olacaktır. Yazarlık, spikerlik, basın-yayın gibi mesleki alanlar doğrudan bu burçla ilişkilidir.
Güneş Aslan olduğunda kişinin yaşam boyu isteyeceği şey saygınlık, başkalarının beğenisi, hayranlığı ve takdiri olacaktır. Sahne sanatları, eğlence, göz önünde olunan işler, liderlik, yöneticilik gibi mesleki alanlar bu burcun egosunun ön plana çıkması için uygun alanlardır.
Güneş’i bırakıp Satürn’e geçelim. Satürn’ü birçok yerde okudunuz, dinlediniz ve bilirsiniz; Karmanın Lordu, Zamanın Efendisi, eli sopalı öğretmen diye bahsedilir. Güneş parlamak, ışığını yaymak, aydınlatmak isterken; Satürn prensibi buna oldukça zıt bir şekilde çalışır. Görevler, sorumluluklar, engeller, kısıtlamalar, kaygı, derin korkular, ektiğini biçmekle ilgilidir.
Satürn, natal haritada hangi gezegene temas ederse ona ciddiyet katar, geniş olanı daraltır, çok olanı azaltır, iyimser olanı karamsarlaştırır, yumuşak olanı katılaştırır. Güneş ile bağlantılarında, kişinin burcu ne olursa olsun; kişiye Oğlak ve Kova burçlarının karakteristiklerini katar. Bu iki burcun da yöneticisi Satürn’dür ve sınırlar konusunda dikkatlidirler. Laubalilik, tembellik, gevşeklik gibi tavırlar bu insanların hayatında yer bulması zor olan şeylerdir.
Tabii Satürn prensiplerini tamamen olumsuz olarak okumak çok sığ ve yanlış olur. Güneş-Satürn kişileri son derece dayanıklı, güçlü insanlardır. Zira o kadar çok engelle boğuşmak zorunda kalırlar ki; engelleri atlaya atlaya geçtikleri yollarda uzun yıllar sonra dönüp geriye baktıklarında ne çok badireler atlattıklarını görerek kendilerine güvenmeyip de kime güveneceklerini hazin bir şekilde öğrenirler.
Güneş’in Satürn ile uyumlu açıları varsa -yani sextil dediğimiz altmışlık ve üçgen dediğimiz yüz yirmilik- kişi istediklerini yapmak, hedeflerine ulaşmak konusunda azimli, çalışkan, sorumluluklarını bilen, zamanını verimli kullanan, kendine güvenen biridir. Ancak Güneş prensibini hatırlarsak; bu kişi hiçbir zaman ortamların en popüleri, havalısı, herkesin arkadaşı olan biri olmayacaktır. Parlaması da ölçülü olan bu kişiler, başarılı olurlar ancak her ortamın insanı, eğlencelerin aranan kişisi filan olmazlar. Sade, az, öz bir çevre içerisinde kalmaları ve seçici olmaları daha olasıdır. Ayrıca otorite figürleriyle araları daha iyi olabilir. Onların desteğini görebilirler. Bu desteği sevgi, şefkat gibi duygusal destek temalarıyla karıştırmamak lazımdır. Daha ziyade yol ve yön gösterici, öğretmenvari bir tavırdan söz ediyorum.
Uyumsuz açılar ise daha zorlayıcı çalışırlar. Kavuşum, kare ve karşıt açıları olan Güneş-Satürn kişileri için koşu hem maratondur, hem engellidir. Bu kişiler de sorumluluklarını, görevlerini bilirler. Ciddi ve soğuk görünürler. Otoriter bir tavırları vardır. Sanki istediğinizi söyleyemez, istediğinizi yapamaz, yaptıramaz gibi hissedersiniz. Ve bu doğrudur. Kişinin kendi açısından zorlayıcı olan yanı ise, sürekli olarak engellenmesi, emeklerinin boşa çıkması, zaman ve enerji kaybetmesi, neredeyse her işinin ya kişiler ya kurumlarca baltalanmasıdır. Güneş-Satürn uyumsuz açılarına sahip birinin en çok yaşadığı duyguların başında hevesinin kırılması, yorgunluk, bıkkınlık gelir. Haritada bunları yumuşatan başka uyumlu bağlantılar yoksa, şanslı oldukları söylenemez. Her şeyi kazıya kazıya elde etmeleri, çok emek vermeleri söz konusudur.
Bu kişiler özgüvenle parlamayı, oldukları gibi kabul edilip onaylanmayı ve gerçekte kim olduklarını bilmeyi (Güneş prensibi) deli gibi isterler. Ancak Satürn’ün zor açısı yüzünden, sürekli bir özgüven bunalımı yaşarlar. Bu dışarıdan anlaşılmayabilir. Kişinin o soğuk, kayıtsız, bencil, otoriter, ciddi ve başkalarını umursamaz görüntüsüyle özgüvensizliği hangi insan evladı eşleştirebilir? Ancak bu doğrudur. Güneş-Satürn kişisi kendisi olduğunda beğenilmemekten, eleştirilmekten, dışlanmaktan çok korkar. Bu yüzden sert ve soğuk bir görüntü eşliğinde, ulaşılamaz bir maskenin ardında dolaşmak daha emniyetli gelir. Böylece zarar görmeyeceğini düşünür.
Eğlenmek, biraz olsun dağıtmak, görevlerini azıcık ihmal etmek, kendine keyfi boşluklar yaratmak istese bundan suçluluk duyar; zamanını boşa geçirdiği duygusuyla endişelenir. Sanki zaman kendisine zimmetlenmiş bir demirbaş eşyaymış da, onu kaybetmiş gibidir.
Eğlenmek insani bir ihtiyaçtır; eleştirilmekten korkmadan kendini, duygu ve düşüncelerini ifade etmek de öyledir. Ancak Güneş-Satürn kişileri bunların böyle olduğunu anlayana kadar yaşları genelde otuz beşi, kırkı bulmuş olur.
Zaten kendisini sorumluluklarından ve görevlerinden ayrı düşünemeyen bir insan, eğlenmeyi herkesten çok hak etmiştir. Doğuştan karamsar olan bu kişilerin, bunu böylece kabul etmesi gerekir. Vur patlasın, çal oynasın yaşayanlar bile bu kadar dertlenmezken; elini attığını başarmak üzere var gücüyle çalışan bu saygın ruhların, kendine böyle zulümleri reva görmesi hangi akla, mantığa sığar?
Bu yazdıklarım, kişinin kendi içerisinde halledebileceği meselelerdir. Bir de dışarıdan gelenler vardır. Bu dışarıdan gelenlerin ilki, kişinin babasıdır.
Güneş-Satürn kişisinin (artık hep uyumsuz açılardan bahsettiğimi farz edebilirsiniz) babası, çocuğun yaptığı hiçbir şeyden memnun olmaz. Sürekli eleştirir, eksikler ve kusurlar bulur. Şevkle, heyecanla, gururla “aferin oğluma / kızıma” diyen bir baba değildir. Öyle şakalaşılacak, eğlenilecek, birlikte keyifli aktiviteler yapılacak bir baba da değildir. Ne deseniz, ne yapsanız kızacakmış gibi hissedersiniz. Bazen ya da sık sık “babam beni sevmiyor mu acaba?” diye düşünürsünüz. Satürn, aynı zamanda babayı da temsil ettiği için; bu duygular anneden ziyade baba üzerinden hissedilir.
Babadan sonra öğretmenler, onlardan sonra patronlar ve yöneticiler gelir. Güneş-Satürn kişilerinin özgüveni, istekliliği, hevesi, azmi, enerjisi özellikle bu kişiler tarafından sık sık testlere tabi tutulur.
Örneğin kişi, işiyle ilgili bir izahatı gayet doğru, düzgün yaptı diyelim. Karşısındaki otorite figürü -başkalarına tamam diyip geçen, onlara adeta Hulusi Kentmen babacanlığında davranan yönetici kişisi- nedense birdenbire Erol Taş’a, Bilal İnci’ye filan dönüşüverir. Kişi yalan, yanlış veya eksik anlatıyormuş gibi söyleneni anlamazlıktan gelir ve aynı bilgilerin tekrar verilmesini ister. Size inanmamış görünerek, söylediklerinizle bağdaşmayan tuhaf, kafa karıştırıcı sorular sorar. Sabrınızı, iş hakkındaki bilginizi, konuya hakimiyetinizi, duruşunuzu sınar.
Bakalım öfkelenecek misiniz? Üzülüp içinizden “bende sorun var galiba” diyerek boynunuzu büküp susacak mısınız?
Bu ikinci bahsettiğim tam olarak Satürn tuzağıdır. Düşerseniz kaybedersiniz. Bu sinir bozucu ve bir şey yapmazsanız yıllarca tekrar edebilecek bunaltıcı döngüyü kırmanın tek yolu, kendinize güvenmektir. Sakin kalıp, doğru bildiğinizi ve yaptığınızı herhangi bir duygu ifadesi göstermeden (üzüntü gibi, yanlış bir şey mi dedim acaba endişesi gibi, beni aptal mı sanıyor bu?! nefreti gibi) düzgünce yeniden ifade etmektir. Birkaç seferden (bıktırıcı ve sonsuzmuş gibi gelebilecek bir yirmi sefer olmayacağının garantisini veremiyorum) sonra size güvenebileceklerini bilerek rahat bırakacaklardır. Bu sıkıntıların ne kadar süreceği tamamen sizin iradenize, kendinize güvenmenize bağlıdır.
Aynı otorite figürlerinin sizi yanıltıp şaşırtarak hata yapmaya zorlaması da tekamül süreçlerinizin bir parçasıdır. Onlar kendilerinden emin bir şekilde yanlışta diretecekler, siz ise o yanlışı yapmamak için doğruların arkasında durmakta direteceksiniz. Takdir edersiniz ki, huzur mumla arayacağınız bir şey olacak bu sürtünmeler yüzünden.
Elbette otorite figürleri herkese böyle denemeler yaparlar. Ancak Güneş-Satürn uyumsuzluklarında bu artık o kadar karikatürize olur, o kadar uzun zaman sürer ki dramatik ve katlanılamaz bir hal alır. Başkalarıyla aradaki fark şu ki, Güneş-Satürn kişisi olmayan bir talihliyseniz, sizi hemen kabullenirler, fazla da sınamayıp yanlış işlerinizi bile görmezden gelirler. Garibim Güneş-Satürn kişisinin ise doğru işleri dahi rahatsızlık, huzursuzluk yaratır. Buna taş olsa dayanır mı sizce?
Affediniz duygusallaştı yazı. Hayatım şu an film şeridi gibi gözlerimin önünden geçiyor. Yarısı beyazlamış saçlarımın uçlarıyla gözlerimi silerek ağlıyorum.
Bu şakaydı, biraz renk olsun dedim 🙂
Şimdi esas kısma geleyim; neden Güneş ile Satürn tersleşirken doğmuş olabilirsiniz? Astrolojiye tamamen analitik yaklaşan, gezegenlerin matematiksel konumlarıyla senkronize yaşam deneyimlerini karşılaştırmadan sonuca ve yargıya varmayan; Güney Ay Düğümü Başak burcundayken doğan bu yarı zamanlı astroloğunuz bunları da araştırdı ve ilginç şeyler buldu. Bunun için birkaç Güneş-Satürn kişisinin ve bunların da ebeveynlerinin haritalarını incelemek gerekti.
Efenim ister inanın, ister inanmayın. Baktığım haritalarda gördüğüm üzere, Güneş-Satürn uyumsuz açısı olan kişilerin babaları da Güneş-Satürn tersleşmelerinde doğmuşlar. Daha çocukken hayatları çeşitli nedenlerle pek zorlaşan bu kişiler erkenden olgunlaşmak, yetişkinler gibi dertlenmek, tasalanmak, zor durumlara göğüs germek ve çözümler aramak zorunda kalmışlar. Çocukluk nedir bilememişler. Kendilerine güvenleri sallantıda olduğundan, sert ve otoriter görünüşle bunu kamufle etmeye çalışmışlar. Kendileri zorluklarla kamçılandıkları için, çocuğun da öyle olacağını varsayıp hiç takdir etmemişler. “Aman gevşer, çalışmaz, şımarır” endişesiyle sert ve soğuk davranmışlar.
Karma astroloji çerçevesinden bakıldığında ise kişinin atalarının sorumsuz davrandığı, sorumluluk almaya yanaşmadığı veya sorumluluk alanların da otoritesini kötüye kullanarak, başkalarına zarar verdikleri, onları zorladıkları ve engelledikleri söylenebilir.
Konu hakkında çok daha uzun şeyler yazılabilir, örnekler verilebilir. Aklıma gelenleri toparlayıp özetlemem gerekirse şunları söyleyebilirim; beğenilmeye, ilgiye, onaya her insan ihtiyaç duyar. Ancak Güneş-Satürn kişisi bu ihtiyacı zayıflık, utanç kaynağı gibi görebilir. Ya da beğenilmeye, ortamlarda parlamaya layık olmadığını düşünebilir. Özgüvensizlik, değersizlik, sevgiye layık olmama gibi duygularla başa çıkmakla ne yazık ki uzun yıllar harcayacaktır. O yıllar geçip yaş kemale erene kadar sanki sahnede olmak, parlamak, alkışlanmak asla mümkün olmayacak şeylerdir.
Bunların dışındaki en önemli husus da; yapmak istediklerinden, hedeflerinden vazgeçip vazgeçmeyeceğini ölçmek için hayatın bu kişiye sık sık çelme takacağıdır. Bir nevi “bakalım gerçekten istiyor musun? Hakkını verecek misin?” sınavından bahsediyorum. Vazgeçene ne yazık ki yenilgiden ve kayıptan başka bir şey yoktur.
Şöyle hayal edebilirsiniz bunu; bir yeri kazıyorsunuz, oradaki bir cevheri çıkarmanız lazım. Metrelerce kazdınız. Ama hiçbir şey çıkmadı. Bomboş bir karanlıkla baş başasınız. Devam etmek cidden kolay değildir. Yorulmuşsunuz, emek vermişsiniz, zaman kaybetmişsiniz ama sonuç koca bir hiç. Veya harika bir kitap yazdınız; ancak bin adetlik ilk baskıdan sadece üç tanesi satıldı diyelim. Bunlar gülünç hayaller değil, Güneş-Satürn kişisinin başına gelmesi son derece olası, elim hadiselerdir. Engellere aldırmayıp çalışmaya devam ederse, yüksek kalite standartlarından ödün vermezse; bu kişiler son derece başarılı olurlar. Ve oraya kolay ulaşmadıkları için de yerleri başkalarından daha sağlam olur. Ancak bunun bir bedeli de olacaktır. Bu kadar engelle boğuşup başaran biri, artık kendi içsel otoritesinden başka bir otorite figürüne güvenmeyecektir.